DOLAR 45,5836 0%
EURO 52,9174 -0.42%
ALTIN 6.593,78-1,45
BITCOIN 34855070,28%
Manisa
23°

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

MHP lideri Devlet Bahçeli: "Türk gençliği ile iftihar ediyorum"

MHP lideri Devlet Bahçeli: "Türk gençliği ile iftihar ediyorum"

ABONE OL
19 Mayıs 2026 15:39
MHP lideri Devlet Bahçeli: "Türk gençliği ile iftihar ediyorum"
0

BEĞENDİM

ABONE OL
MHP lideri Devlet Bahçeli: Türk gençliği ile iftihar ediyorum

Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkan başlıklar;

Karşımda gördüğüm bu muhteşem manzaradan, bu salonu baştan başa kuşatan coşkudan, heyecandan ve ülkü sevdasından büyük bir kıvanç duyuyorum. Yüce milletimizin yarınlarına, Türk İslam davasının genç nefeslerine, istikbalimizin şafak vaktine şahitlik etmekten dolayı bahtiyarım. Al bayrağın altında şahsiyetini inşa eden, Bozkurtlu mavi sancağın gölgesinde gençlik düşlerini büyüten, Kızıl Elma’nın ışığında istikbalimize yürüyen Türk gençliğiyle iftihar ediyorum.

Yüreğimde Ergenekon’un demirden dağları eriten kudretini, fikriyatında Malazgirt’in Anadolu’yu vatan kılan kararlılığını, istikametinde İstanbul’un çağ açıp çağ kapatan fetih ufkunu, adımlarında Samsun’un istiklal meşalesini taşıyan Türk gençliğini bu anlamlı günde burada görmek tarifsiz bir onur benim için. 19 Mayıs 1919’da Samsun ufkunda doğan Hürriyet Güneşi’nin 107 yıl sonra Türk gençliğinin gözlerinde nasıl parladığını hep birlikte idrak ediyoruz bugün. 

“TÜRK GENÇLİĞİ KARŞIMDA DİMDİK AYAKTA”

Türkiye Cumhuriyeti’ne biçim veren ülkücü hareketin nasıl dimdik ayakta kaldığını işte bu muazzam tablo eşliğinde buradan ilan ediyoruz. Ne mutlu bizlere. Hasretini çektiğimiz, dualarda dilediğimiz, sabırsızlıkla beklediğimiz, sonuna kadar güvendiğimiz o Türk gençliği işte karşımda, dimdik ayakta. Bu gençlikle ne kadar sevinsek, ne kadar övünsek, ne kadar iftihar etsek azdır. Bu salonu dolduran alnı ak, aklıselim sahibi, kalbi sağlam, azmi aşikâr, niyeti halis olan, bütün samimiyetimle kendileriyle gurur duyduğum sevgili asenalar, sevgili bozkurtlar, Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen Türk Gençliği Büyük Kurultayı münasebetiyle hepinizi en kalbi duygularımla, muhabbetle ve hürmetle selamlıyorum. Her birinizi teker teker bağrıma basıyorum. Hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz diyorum. Başta Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı Sayın Ahmet Yiğit Yıldırım olmak üzere, Ülkü Ocakları’nda yetişmiş ve neslimizi burada tertemiz yetiştirmeye devam eden tüm dava ve yol arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Evlatlarım, 19 Mayıs 1919 Türk milletinin tarih sahnesinde yeniden doğrulduğu, kaderine vurulmak istenen esaret zincirini parçaladığı, emperyalizmin kurduğu vesayet oyunlarını elinin tersiyle ittiği kutlu bir başlangıçtır. Mondros’un ağır hükümleri milletimizin sırtına hançer gibi saplanmış, Anadolu’nun dört bir yanı işgal heveslilerinin kirli hesaplarıyla sarmalanmıştı. Vatan toprağı işgalcilerin postallarıyla çiğnenirken, ihanetin ağları İstanbul’dan Musul’a, Erzurum’dan Selanik’e kadar uzanmış, mandacıların himaye hevesleri, ayrılıkçı cemiyetlerin teslimiyet hesaplarıyla çepeçevre kuşatılmıştı. İstanbul’un semalarına işgalin ağır gölgesi çökmüş, ordunun imkânları mütareke şartlarıyla budanmış, vatan sevdalılarının sabrı taşmıştı. Vatan ve hürriyet şairimiz Namık Kemal milletin sızısına şöyle ses veriyordu. “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini. Yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini.” İşte Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’da attığı ilk adım, bu suale verilmiş en büyük cevaptır. O ilk adım Havza’da ulusal şuura, Amasya’da kurtuluş fermanına, Erzurum’da millî birliğe, Sivas’ta “Ya istiklal ya ölüm.” diyen kararla Ankara’da devletleşen ve devleşen millî iradeye dönüşmüştür. Böylece Namık Kemal’in feryadı cevabını bulmuş, Mustafa Kemal Atatürk da bu cevabı tarihe şu mısralarla mühürlemiştir. “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini. Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini.” İşte bu mısralar, Samsun’a çıkan kıvılcımın Anadolu’da nasıl bir ihtilal yangınına dönüşeceğinin habercisi olmuştur. Değerli dava arkadaşlarım, sevgili evlatlarım, Gazi Mustafa Kemal Paşa Samsun’da millî mücadelenin fitilini ateşlerken, önünde belirsizlik, karşısında işgale soyunan düşman, arkasında hıyanetin muhbirleri, boynunda idam fermanı vardı. Fakat onun ruhunda korkuya yer yoktu. Bandırma Vapuru Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla nasıl bilendiyse, millî mücadelenin iradesi de yokluklar içinden, ihanetlerin arasından, istilanın gölgesinden sıyrılarak kuvveden fiile çıkmıştır. O iradenin mimarı olan Gazi Mustafa Kemal Paşa da imkânsızlığı mazeret saymamış, Anadolu’nun sessizliğinde yaklaşan kıyamın ayak seslerini sinesinde duymuştur. Sükûtu sedaya, acizliği azamete, dağınıklığı dirliğe, kederi kıyama çeviren ise Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Türk milletine duyduğu sevgi ve inanç olmuştur. Resmî bir vazifenin sağladığı imkânı millî bir dirilişin kilometre taşına çeviren bu büyük irade, Samsun’da Türk milletinin talihini ve tarihini sil baştan inşa etmiştir.

“19 MAYIS, MUKADDERATIN TÜRK ELİYLE YENİDEN YAZILMASIDIR”

Bugün bu inşa üzerine yürüdüğümüzü çok iyi bilmenizi isterim. Bu yürüyüşte yorgunluğa yer yoktur. Bu yürüyüşte yılgınlığa yer yoktur. Bu yürüyüşte tereddütlere, teslimiyete, tükenişe ve tefrikaya yer yoktur. 19 Mayıs, mahzun kalmış milletimizin miracıdır. 19 Mayıs, esarete terk edilmek istenen mukadderatın Türk eliyle yeniden yazılmasıdır. 19 Mayıs, karanlığa terk edilmek istenen bir coğrafyada fecrin ilk ışıklarıdır. Çünkü 19 Mayıs, Samsun’da Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın attığı o ilk adımla 107 yıl önce başlayan ve ilelebet sürecek istikbal seferinin adıdır. Bugün sizlere düşen vazife de bu seferin en ön saflarında birer nefer olmaktır. 

Fikir ve dava adamı Galip Erdem, “Hürriyet savaşını kazanmak ne kadar mühimse, hürriyete layık olmak da en az o kadar mühimdir.” diyordu. Kendi çağınızın diliyle, ilmek ilmek işlediğiniz emeğinizle, helali gözettiğiniz kazancınızla, imanla beslediğiniz aklınızla, alın terinizle suladığınız başarılarınızla bu büyük mücadeleyi sürdüreceksiniz. Nitekim Mustafa Kemal Atatürk, “Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun.” öğüdüyle seslenmiştir.

“KAÇMAYACAKSINIZ, SATMAYACAKSINIZ, SAVRULMAYACAKSINIZ”

Gençliğe armağan edilen bu müstesna günün manası, bu seslenişte ve hakikatte yatmaktadır. Türk gençliğine istikbalin haysiyeti, istikbalin mesuliyeti, cumhuriyetin namusu, Türk milletinin ebediyete kadar hür yaşama ahdi, 19 Mayıs 1919’un hatırasıyla emanet edilmiştir. Kıymetli Asenalar, değerli Bozkurtlar, o hâlde korkmayacaksınız, kaçmayacaksınız, satmayacaksınız, savrulmayacaksınız. Rüzgâr belki sert esecek, yollar sarpa saracak. Zaman zaman hissenize o kurt yalnızlığı düşecek. Bazen kimse sizi anlamayacak, ne kadar dil dökseniz de anlaşılmayacaksınız. Güneşli günlerin yolcuları, şen sofraların misafirleri, düz yolların heveslileri değil, çetin zamanların nöbetçileri, puslu havalarda ocaklarının bekçileri, Türk milliyetçiliği davasının yegâne hancısı olacaksınız. Kim olduğunuzu merak eden, nereden gelip nereye gittiğinizi soran varsa önce dönüp maziye baksın. Arif Nihat Asya ülkücü Türk gençliğine nasıl sesleniyordu? “Siz büyük Türkiye’yi gerçekleştirecek olan ülkücüler. Siz Oğuzların, Kürşadların, Alparslanların, Fatihlerin, Yavuzların, Abdülhamid Hanların, Yunus Emrelerin, Mevlanaların, Hacı Bektaşların, Sütçü İmamların, Dilşad Sultanların, Nene Hatunların, Gevher Nesibelerin, Malhun Hatunların torunları olan ülkücüler.” Sizler işte böyle bir neslin devamı, böyle bir tarihin mirasçıları, böyle bir davanın emanetçilerisiniz. Kökünüzden kopmayacak, kimliğinizi şeref sayacak, tarihinize yük çevirmeyeceksiniz. Garbın çağdaşlık pazarlarında atanızın öğüdünü, ananızın duasını satmayacaksınız. Gündeminizi küresel rüzgârların insafına, günlerinizi sanal âlemin girdabına, gönlünüzü köksüz akımların seline kaptırmayacaksınız. Zamanınızı boşluğa, zihninizi kargaşaya, emeklerinizi faydasız telaşa, tertemiz ruhlarınızı sahte parıltılara teslim etmeyeceksiniz. Aklınızı ilimle, ahlakınızı imanla, hayallerinizi ülküyle, hedeflerinizi disiplinle tahkim edeceksiniz. Saflarınızı terk etmeyecek, gerektiğinde ileri atılmaktan ve bir daha geri dönmemekten çekinmeyeceksiniz. Günü kurtaran değil, asırları kurmaya namzet olan, o asra Türk ve Türkiye Yüzyılı damgasını vuran büyük Türk gençliği olacaksınız. İşte o kahramanlar, bir bayrak gibi karşımda duran ülkücü Türk gençliğidir. O kahramanların mayasını elinde durduran, yiğitlerin hamurunu yoğuran, genç dimaları başıboşluk uçurumlarından kurtarıp mesuliyet terazisine koyan müessesenin, hepimizin yetiştiği o yuvanın adı Ülkü Ocakları’dır.

“ÜLKÜ OCAKLARI VAROLUŞ MÜCADELESİNİN GENÇLİK CEPHESİDİR”

Ülkü Ocakları, delikanlı çağlarımızın aklını kıvama erdiren, taşkın duyguları edep süzgecinden geçiren, hevesleri iffetin istikametine koyan terbiye kapısıdır. Ülkü Ocakları, kabiliyeti maksada bağlayan, “Ben değil biz.” demeyi öğreten, itirazlardan müteşekkil olan varlığımızı milletiyle yaşayan bir şahsiyete dönüştüren irfan eşiğidir. Ülkü Ocakları, Türk gençliğini menşei meçhul fikir akımlarına terk etmeyen, sokakların hoyratlığına bırakmayan, ekranların parlak rehavetine teslim etmeyen bir sığınaktır. Ülkü Ocakları, Türk gençliğini aidiyet buhranlarından, manevi kuraklıktan, değer erozyonlarından, kimliksizliğin ve köksüzlüğün öğütücü çarklarından çekip çıkaran bir mekteptir. Bu mektebin tarihi, Türk milletinin son yüzyılda verdiği varoluş mücadelesinin gençlik cephesidir. Türk gençliğinin menşei meçhul ideolojik kamplara ayrılmaması, sokak çatışmalarına teslim edilmemesi, kinle beslenmiş ithal reçetelerde deva aranmaması ve bölünme tezlerine terk edilmemesi için mücadele edilmiştir. Bu mücadele gerek üniversite koridorlarında ve öğrenci yurtlarında, gerekse mahkeme salonlarında, zindanlarda ve tabutluklarda verilmiştir. Bu mücadele bir gençlik hevesi olarak değil, millî bekasına sahip çıkan bir millet refleksi olarak doğmuştur. Bu mücadele, şehitler kervanımızın yolbaşçısı Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na uzanan aziz hatıralarla büyülenmiş, fedakârlıkla yoğrulmuş, şehadetle taşlanmıştır.

Bugün bu salonu dolduran Türk gençlerinin gözlerine baktığımızda görüyoruz ki şehitlerimizin emaneti yerde kalmamıştır, kalmayacaktır. Ülkücü şehitlerimizin hatıraları bugünümüze biçim veren, aydınlık katan kutup yıldızlarımızdır. Onların aziz hatırası yalnız dualarımızda ve anılarımızda değil, bugün kitap başında ter döken, laboratuvarda bilimle emek harcayan, kod yazan, proje geliştiren, toprağı tanıyan ve üreten Türk gençliğinin alın terinde yaşamaktadır. Zira çağ değişmiştir. Cenk meydanları siber sahaya eklemlenmiştir. Kılıcın yanına algoritma, sancağın yanına yazılım eklenmiştir. Günümüzde karargâhlar artık teknoloji merkezleridir. Savaşın bir cephesi bazen bir laboratuvar masasında, bazen millî bir yazılımda, bazen bir İHA kanadında, bazen bir yarış aracının motorundadır. Bunun içindir ki Ülkü Ocakları’nın teknoloji alanındaki hamleleri, Türk gençliğini çağın öznesi yapma gayretidir.

“TEKNOCAK, BUGÜN İFTİHAR KAYNAĞIMIZDIR”

Ülkü Ocakları Teknoloji Merkezi Koordinatörlüğü bünyesinde faaliyet gösteren TeknOcak, bugün iftihar kaynağımızdır. TeknOcak, elektrik ve robotik sistemlerden yazılım ve yapay zekâya, enerji ve çevre teknolojilerinden savunma ve uzay çalışmalarına, tarımdan mobil uygulamalara kadar geniş bir sahada Türk gençliğinin üretim ufkunu açan millî bir teknoloji seferberliğidir. Bu seferberlik, muasırlaşma davasının gençliğimizde vücut bulmasıdır. Ancak altını kalın çizgilerle çizmem gerekir ki Batı özentisi biçareler gibi taklitçi bir modernleşme hevesi içinde değiliz. Kılıkta ve kıyafette öykünme derdi, yaşayışta milletimize yabancılaşma maksadı taşımıyoruz. Kendi kimliğimizden kopmadan, çağın bilgisini üretme, çağın tekniğini kavrama, çağın araçlarını Türk milletinin büyük hedeflerine bağlama arzusundayız. Merhum Ziya Gökalp’in işaret ettiği hakikat bugün tüm gerçekliğiyle önümüzdedir. Bugün bizim için muasırlaşmak demek, Avrupalılar gibi zırhlı gemiler, otomobiller ve tayyareler yapıp kullanabilmek demektir. Muasırlaşmak, şekilce ve yaşayışça Avrupalılara benzemek değildir. Mustafa Kemal Atatürk da 10. Yıl Nutku’nda hedefimizi, millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak olarak tayin etmiştir. Yalnızca tüketen değil, üreten, izleyen değil tasarlayan, takip eden değil geliştiren bir gençlik işte bu anlayışla filizlenmektedir. 

Nasıl bir gençlik düşünüyoruz biliyor musunuz? Sokağın savrukluğuna yüz çevirmiş, Endüstri 5.0 imkânlarını Türk milletinin büyük hedefleriyle buluşturmuş bir gençlik. Boş sözlerin hamisi, sloganların değil, büyük eserler verme idealinin peşinden giden bir gençlik. Kuru gürültülerin değil, somut projelerin, tüketim kolaycılığının değil, uluslararası sahada bayrağımızı dalgalandırmanın derdine düşen bir gençlik. Kavgayla vakit tüketmeyen, hasetle kararmayan, kıymet kaybı okyanuslarında boğulmayan, yapay zekâ ile ufkunu açan, tarım ve biyoteknolojiyle geleceğin kapılarını aralayan bir gençlik. Türk milletinin koluna kuvvet, zihnine kudret, kaderine kutup başı olacak bir gençlik düşünüyoruz. Ve işte bu gençlik bugün burada yanı başımızdadır.

Bizim gençliğimiz, başkasının teknolojisine mahkûm olmamak için kendi imkânını, kendi kabiliyetini büyüten aydınlık sabahlarımızdır. Başta isim babası olduğumuz GÖKTAY Yarış Arabası ve TÜRKAN İnsansız Hava Aracı olmak üzere, üniversiteli gençlerimizin geliştirdiği yüzü aşkın proje bizim için şeref vesilesidir. Taşıma suyla değirmenin dönmeyeceğini çok iyi bilen ecdat aklı, kendi cevherine güvenen, teknolojiyle büyüyen bir nesilde yeniden vücut bulmaktadır. Şahsi ikballerinden evvel ülkenin istikbalini düşünen, çağın gereksinimlerini okuyan, imkânlarını Türkçe yorumlayan, küresel hadiselerin seyrini millî bir gözle, bağımsız bir idrakle kavrayan gençlerimiz yüz akımızdır. Kendilerini samimiyetle, şükranla ve takdirle müşahede ediyoruz. Biliyoruz ki küçük hedefler büyük milletlere yakışmaz. Türk gençliği dar ufuklara sığmaz. Gündelik kavgalara sıkışıp kalmak ülkücü şuurla bağdaşmaz. Biliyoruz ki ülkücü Türk gençliği varsa Türk milleti çaresiz değildir. Görüyoruz ki biz burada var oldukça Türkiye Cumhuriyeti Devleti yalnız değildir. Yürekten inanıyoruz ki ülkücü Türk gençliği varsa, Türk ve Türkiye Yüzyılı kuru bir söz değil, alın teriyle, akılla, ahlakla ve teknolojiyle adım adım ilerlenen bir hakikattir.

Bugün dünyanın içinde bulunduğu kaotik denklem, devletlerin gizli ya da sarih ittifaklarıyla, kara bulut gibi gündemimize çöken sınır meseleleriyle, enerji yolları üzerinde dolaşan tehdit bulutlarıyla, diplomasi masalarında esen soğuk rüzgârlarla, siber âlemde açılan görünmez savaş cepheleriyle ve yeni nesil kuşatma araçlarıyla her geçen gün daha ağır, daha çetin ve daha yakıcı bir mahiyet kazanmaktadır. Böylesine sert bir çağda ayakta kalmanın yolu yalnızca güçlü olmaktan değil, kader birliğiyle kenetlenmiş, kanaatlerinde kaynaşmış, kardeşlikle kök salmış bir millet olmaktan geçmektedir. Bakınız, kuzeyimizde savaşın gölgesi, güneyimizde kan ve gözyaşı, doğumuzda güç mücadelesi, batımızda savunma telaşı, siber âlemde ise sinsice yürütülen operasyonlar kol gezmektedir. İnsanlık bir taraftan teknolojiyle geleceğe uzanırken, diğer taraftan merhametten, adaletten, vicdandan ve hakkaniyetten uzaklaşmanın sancısını yaşamaktadır. Böyle bir zamanda delikanlı çağında bir genç olmak kolay değildir. Böyle bir zamanda ülkücü bir genç olmak ve ülkücü kalmak ise hiç kolay değildir. Dosdoğru yürüyen, dimdik duran her bir ülkücü gencimizi yürekten tebrik ediyorum. Karşımızda bütün heybetiyle duran ülkücü Türk gençliği, çağın rüzgârına kapılan yaprak değil, fırtınalara yön veren kaynaktır. Ülkücü gençlik, başıboş öfkenin, ölçüsüz heyecanın, köksüz arayışların değil, disiplinin, edebin, ferasetin ve sadakatin adıdır.

“ÜZERİNİZE DÜŞEN YÜK HER ZAMANKİNDEN BÜYÜK”

Bugün Terörsüz Türkiye hedefi için aldığımız büyük sorumluluğun yükü omuzlarımızda bulunurken, sizlere düşen vazife her zamankinden daha büyüktür. Bu yük siyasi bir hedef değildir. Anaların gözyaşını dindirmenin, evlatlarımızın geleceğini güvenceye almanın, kardeşliği bu topraklarda yeniden tahkim etmenin ve Türk milletinin bin yıllık birliğini ebediyete taşımanın Kızıl Elması’dır. Sizden, tarihi bir dava emanetinin gereği olarak isteğim şudur. Kardeşlik bağlarınız sağlam olsun. Mukavemetiniz sarsılmaz olsun. Dik duruşunuz tavizsiz olsun. Birbirinize dayanın. Birbirinizi eksilten değil artıran, tüketen değil çoğaltan, yoran değil omuz verenlerden olun. Kardeşinizin kusurunu meydanlarda büyütmeyin. Usulünce düzeltin. Yol arkadaşınızı hatasıyla boğmayın. Elinden tutup ayağa kaldırın. Saflarınızı dedikoduyla, hasetle, fitneyle, küçük hesaplarla, nefsin fısıltılarıyla zayıflatmayın. Unutmayınız, büyük yürüyüşler birbirinin ayağına basanlarla değil, birbirinin yükünü alanlarla hedefe varır.

Soruyorum sizlere. Türk’ün Türk’e küseceği çağ mıdır? Ülkücünün ülkücüye sırt döneceği, dava arkadaşlarının birbirine gönül koyacağı, aynı sancağın gölgesinde yürüyenlerin alınganlıkla, kırılganlıkla birbirinden uzaklaşacağı zaman mıdır? Hayır. Bir kere hayır, bin kere hayır. Bugün küslük değil, kenetlenme zamanıdır. Bugün alınganlık değil, adanmışlık zamanıdır. Bugün dağılma değil, derlenme, tükenme değil, toparlanma zamanıdır. Yolumuz yalnız yürüyenlerin, bizi unutup “Ben.” diyenlerin yolu değildir. Yolumuz makam için değil, dava için. Alkış için değil, Allah rızası için. Ekranlarda, kürsülerde boy göstermek için değil, ağır mesuliyetleri sırtlamak için baş koyanların yoludur. Yükünüz ağırlaşsa da dizleriniz titremesin. Yolunuz uzasa da gözleriniz hedeften ayrılmasın. Sizler birbirinize emanetsiniz ve unutmayın ki bu dava da sizlere emanettir. Bu emaneti öfkeye kurban etmeyeceksiniz. Gaflete teslim etmeyeceksiniz. Bu emaneti fitneye, fesada ve şahsi hesaplara terk etmeyeceksiniz. Siz böyle dimdik durdukça Allah’ın izniyle Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın ufku üç hilalin nuruyla aydınlanacaktır.

Aziz Türk gençliği, yolu doğru olanın yükü ağırdır. Hak yolunun yolcusu olmak kolay değildir. Millet için yanmak, vatanına hizmet için çalışmak, Türk İslam ülküsü yolunda ömür tüketmek, yalnızca Allah için sebat göstermek, nefsi dizginlemek, gelecek için bugünden ter dökmek kolay değildir. Fakat unutmayınız. Allah dağına göre kar verir. Büyük emanetler büyük gönüllere. Büyük davalar büyük iradelere. Büyük hedefler büyük milletlerin evlatlarına nasip olur. Yolunuz sarpa sardığında sabrınız artsın. Fırtınalı havalarda saflarınız sıklaşsın. Karanlık çöktüğünde imanınız yolunuzu aydınlatsın. Ülkü Ocakları’yla övünüyor, Türk gençliğine güveniyorum. Bu anlamlı gün vesilesiyle başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, millî mücadelenin bütün kahramanlarını, aziz şehitlerimizi, cefakâr gazilerimizi, muhterem ecdadımızı minnetle ve hürmetle yâd ediyorum. Başbuğumuz Alparslan Türkeş’i, Türk milliyetçiligi fikrine gönül ve ömür vermiş bütün dava ve fikir adamlarımızı, ülkücü nesillerin yetişmesinde emeği bulunan büyüklerimizi özlemle ve şükranla anıyorum. Türk İslam davasının bedelini canıyla ödeyen bütün ülkücü şehitlerimizi rahmetle anıyor, Taş Medreseli ülkücülerimize minnetlerimi sunuyorum. Rabbim, Türk gençliğinin yolunu açık, bahtını ve alnını ak eylesin. Rabbim, Asenalarımızı, Bozkurtlarımızı, dava ve yol arkadaşlarımızı kem gözlerden, kara niyetlerden, fitneden, gafletten ve zillete rızadan muhafaza buyursun. Rabbim ülkümüzü kutlu, sevdamızı baki, devletimizi ebed müddet payidar kılsın. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun. Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun. Ne mutlu Türk’üm diyene. Ne mutlu ülkücüyüm ve ülkücü kalacağım diyenlere.

source

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

SON DAKİKA HABERLERİ

300x250r
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.